English-Video.net comment policy

The comment field is common to all languages

Let's write in your language and use "Google Translate" together

Please refer to informative community guidelines on TED.com

TED2011

Morgan Spurlock: The greatest TED Talk ever sold

Morgan Spurlock: Satılmış En Muhteşem TED Konuşması

Filmed
Views 2,064,593

Film yapımcısı Morgan Spurlock, esprili bir dille ve ısrarcı bir tavırla, sponsorluk hakkındaki filmini tamamıyla sponsorlar tarafından finanse etme arayışıyla marka pazarlamasının gizli fakat etkileyici dünyasına giriyor. ( Evet, ayrıca bu konuşmanın isim hakları da bir sponsor tarafından satın alındı. Kim tarafından ve ne kadara mı? O şimdi size söyleyecek.)

- Filmmaker
Morgan Spurlock makes documentary film and TV that is personal, political -- and, above all, deeply empathetic. Full bio

I have spentharcanmış the pastgeçmiş fewaz yearsyıl
Son bir kaç yılımı
00:15
puttingkoyarak myselfkendim into situationsdurumlar
genelde çok zor
00:18
that are usuallygenellikle very difficultzor
ve aynı zamanda bir bakıma tehlikeli durumlara
00:20
and at the sameaynı time somewhatbiraz dangeroustehlikeli.
sokarak geçirdim.
00:22
I wentgitti to prisonhapis --
Hapishaneye gittim --
00:26
difficultzor.
Zor bir durum.
00:28
I workedişlenmiş in a coalkömür mineMayın --
Bir kömür madeninde çalıştım --
00:30
dangeroustehlikeli.
Tehlikeli bir durum.
00:33
I filmedfilme in warsavaş zonesbölgeleri --
Savaş alanlarında çekimler yaptım --
00:35
difficultzor and dangeroustehlikeli.
Hem zor hem de tehlikeli bir durum.
00:37
And I spentharcanmış 30 daysgünler eatingyemek yiyor nothing but this --
Ve 30 günümü sadece şunları yiyerek geçirdim.
00:39
funeğlence in the beginningbaşlangıç,
Başta eğlenceliydi,
00:43
little difficultzor in the middleorta, very dangeroustehlikeli in the endson.
ortalara doğru biraz zorlaştı, sonlarda ise çok tehlikeli bir hale dönüştü.
00:45
In factgerçek, mostçoğu of my careerkariyer,
Aslında, neredeyse tüm kariyerim boyunca
00:49
I've been immersingçeker myselfkendim
tek amacım
00:51
into seeminglygörünüşte horriblekorkunç situationsdurumlar
kendimi berbat görünen durumlara sokarak,
00:53
for the wholebütün goalhedef of tryingçalışıyor
toplumsal sorunları
00:56
to examineincelemek societaltoplumsal issuessorunlar
merak uyandıracak,
00:58
in a way that make them engagingçekici, that make them interestingilginç,
ilginç kılacak biçimde inceleyip
01:00
that hopefullyinşallah breakkırılma them down in a way
ve bu şekilde onları parçalara ayırarak
01:03
that make them entertainingeğlenceli and accessibleulaşılabilir to an audienceseyirci.
izleyiciler için erişilebilir ve eğlendirici kılmaya çalıştım.
01:05
So when I knewbiliyordum I was cominggelecek here
Buraya markalaşma ve sponsorluk dünyasını inceleyecek
01:08
to do a TEDTED Talk that was going to look at the worldDünya of brandingdağlama and sponsorshipSponsorluk,
bir konuşma yapmak üzere geleceğimi öğrendiğimde
01:10
I knewbiliyordum I would want to do something a little differentfarklı.
daha önce yaptıklarımdan biraz farklı bir şey yapmak isteyeceğimi biliyordum.
01:13
So as some of you mayMayıs ayı or mayMayıs ayı not have heardduymuş,
Kiminizin duymuş olduğu ya da daha duymadığı gibi
01:15
a coupleçift weekshaftalar agoönce, I tookaldı out an adilan on eBayeBay.
birkaç hafta önce ebay'e bir ilan koydum.
01:18
I sentgönderilen out some FacebookFacebook messagesmesajları,
Birkaç Facebook,
01:21
some TwitterTwitter messagesmesajları,
ve Twitter mesajı yolladım,
01:24
and I gaveverdi people the opportunityfırsat to buysatın almak the namingadlandırma rightshaklar
ve insanlara 2011'de yapacağım TEDTalk'ımın (TED Konuşması)
01:26
to my 2011 TEDTED Talk.
isim haklarını satın alma fırsatını verdim.
01:28
(LaughterKahkaha)
(Gülüşmeler)
01:30
That's right, some luckyşanslı individualbireysel, corporationşirket,
Evet, doğru duydunuz. Şanslı bir birey ya da şirket,
01:32
for-profitkar amacı gütmeyen or non-profitkar amacı gütmeyen,
veya kar-amacı güden ya da gütmeyen bir kurum,
01:35
was going to get the once-in-a-lifetimeyaşam boyu opportunityfırsat --
hayatları boyunca bir defa karşılarına çıkabilecek bir fırsatı...
01:37
because I'm sure ChrisChris AndersonAnderson will never let it happenolmak again --
- Çünkü eminim ki, Chris Anderson'ın bunun bir daha olmasına izin vermeyecek -
01:39
(LaughterKahkaha)
(Gülüşmeler)
01:41
to buysatın almak the namingadlandırma rightshaklar
yani şu an izlediğiniz konuşmanın isim haklarını
01:43
to the talk you're watchingseyretme right now,
almaya hak kazanacaktı.
01:45
that at the time didn't have a titleBaşlık, didn't really have a lot of contentiçerik
tabi o zaman daha konuşmamın bir başlığı ve pek fazla bir içeriği yoktu
01:47
and didn't really give much hintipucu
Bu da konunun ne olacağı hakkında
01:50
as to what the subjectkonu mattermadde would actuallyaslında be.
pek de fikir vermiyordu.
01:52
So what you were gettingalma was this:
Sonuç olarak sunduğum şuydu:
01:55
Your nameisim here presentshediyeler:
"İsminiz buraya" Sunar:
01:57
My TEDTED Talk that you have no ideaFikir what the subjectkonu is
"Konusu hakkında hiç bir fikrinizin olmadığı TED Konuşmam --
01:59
and, dependingbağlı on the contentiçerik, could ultimatelyen sonunda blowdarbe up in your faceyüz,
ve içeriğe bağlı olarak, sizi ya da şirketinizi zor bir duruma düşürebilir.
02:02
especiallyözellikle if I make you or your companyşirket look stupidaptal for doing it.
Özellikle eğer sizi buna sponsor olduğunuz için enayi gibi gösterirsem! --
02:05
But that beingolmak said,
Fakat bununla beraber,
02:08
it's a very good mediamedya opportunityfırsat.
bu çok iyi bir medya fırsatı!"
02:10
(LaughterKahkaha)
(Gülüşmeler)
02:12
You know how manyçok people watchizlemek these TEDTED TalksGörüşmeler?
Bu TED Konuşmalarını ne kadar çok kişi izliyor, biliyor musunuz?
02:18
It's a lot.
Çok fazla.
02:21
That's just a workingçalışma titleBaşlık, by the way.
Bu arada tabi bu başlığın taslak hali...
02:24
(LaughterKahkaha)
(Gülüşmeler)
02:26
So even with that caveatbilmeniz gereken,
Ve bu uyarılara rağmen
02:28
I knewbiliyordum that someonebirisi would buysatın almak the namingadlandırma rightshaklar.
birisinin isim haklarını alacağını biliyordum.
02:31
Now if you'dşimdi etsen have askeddiye sordu me that a yearyıl agoönce,
Eğer bunu bana bir sene önce sormuş olsaydınız,
02:33
I wouldn'tolmaz have been ableyapabilmek to tell you that with any certaintykesinlik.
bunu hiçbir kesinlik ile size söyleyemezdim.
02:35
But in the newyeni projectproje that I'm workingçalışma on, my newyeni filmfilm,
Fakat şu anda çalıştığım yeni projede, benim yeni filmim bu olacak,
02:37
we examineincelemek the worldDünya of marketingpazarlama, advertisingreklâm.
pazarlama dünyasını, reklamcılığı inceliyoruz.
02:39
And as I said earlierdaha erken,
Ve daha önce de söylediğim gibi,
02:42
I put myselfkendim in some prettygüzel horriblekorkunç situationsdurumlar over the yearsyıl,
yıllar boyunca kendimi biraz berbat durumlara soktum.
02:44
but nothing could preparehazırlamak me, nothing could readyhazır me,
Fakat hiçbir şey, ama hiçbir şey,
02:47
for anything as difficultzor
beni bu kadar zor,
02:50
or as dangeroustehlikeli
ya da bu kadar tehlikeli bir şeye,
02:53
as going into the roomsOdalar with these guys.
yani bu adamlarla görüşmeler yapmaya hazırlayamazdı.
02:55
(LaughterKahkaha)
(Gülüşmeler)
02:59
You see, I had this ideaFikir for a moviefilm.
Anlayacağınız üzere, bir film yapmak üzere bir fikrim vardı.
03:02
(VideoVideo) MorganMorgan SpurlockSpurlock: What I want to do is make a filmfilm
Morgan Spurlock: Yapmak istediğim, tümünün ürün yerleşimi,
03:05
all about productürün placementyerleştirme, marketingpazarlama and advertisingreklâm,
pazarlama ve reklamcılık hakkında olduğu
03:07
where the entiretüm filmfilm is fundedfinanse
ve tamamıyla ürün yerleşimi, pazarlama ve reklamcılık tarafından
03:10
by productürün placementyerleştirme, marketingpazarlama and advertisingreklâm.
finanse edilecek bir film yapmak.
03:12
So the moviefilm will be calleddenilen "The GreatestEn büyük MovieFilm Ever SoldSatılan."
Ve filmin adı "Satılmış En Muhteşem Film" olacak.
03:14
So what happensolur in "The GreatestEn büyük MovieFilm Ever SoldSatılan,"
Bu "Satılmış En Muhteşem Film"de tüm olanlar
03:17
is that everything from topüst to bottomalt, from startbaşlama to finishbitiş,
baştan aşağıya, başlangıçtan sonuca,
03:19
is brandedmarkalı from beginningbaşlangıç to endson --
baştan sona markaların sponsorluğunda olacak.
03:22
from the above-the-titleYukarıdaki başlık sponsorsponsor that you'llEğer olacak see in the moviefilm,
Filmde göreceğiniz ismin üzerindeki sponsordan,
03:24
whichhangi is brandmarka X.
şimdilik ismi X markası...
03:26
Now this brandmarka, the QualcommQualcomm StadiumStadyum,
Şimdi bu marka, Qualcomm Stadyumu (Amerikada çok amaçlı bir stadyum)...
03:28
the StaplesZımba CenterMerkezi ...
ya da Staples Center (Amerika'da bir spor arenası) olabilir...
03:30
these people will be marriedevli to the filmfilm in perpetuityebediyen -- foreversonsuza dek.
bu insanlar filme daimi olarak evli olacaklar -- sonsuza dek
03:32
And so the filmfilm exploresaraştırıyor this wholebütün ideaFikir -- (MichaelMichael KassanKassan: It's redundantgereksiz.)
ve böylece film tümünü kapsayacak şekilde şu fikri -- ( Michael Kassan: Bu gereksiz bir şey.
03:35
It's what? (MKMK: It's redundantgereksiz.) In perpetuityebediyen, foreversonsuza dek?
Bu ne? (MK: Bu gereksiz.) Daima, sonsuza dek?
03:37
I'm a redundantgereksiz personkişi. (MKMK: I'm just sayingsöz.)
Ben gereksiz biriyim. (MK: Sadece söylemek istedim.)
03:40
That was more for emphasisvurgu.
Bunu daha çok vurgulamak için söylemiştim.
03:42
It was, "In perpetuityebediyen. ForeverSonsuza dek."
Şöyleydi, " Daima. Sonsuza dek."
03:44
But not only are we going to have the brandmarka X titleBaşlık sponsorsponsor,
Fakat sadece X markasını sponsor olarak almayacağız,
03:46
but we're going to make sure we sellsatmak out everyher categorykategori we can in the filmfilm.
ayrıca filmde satabileceğimiz tüm kategorileri satacağız.
03:48
So maybe we sellsatmak a shoeayakkabı and it becomesolur the greatestEn büyük shoeayakkabı you ever woregiydiği ...
Yani belki de bir ayakkabı satacağız ve o ayakkabı giydiğiniz en muhteşem ayakkabı olacak...
03:50
the greatestEn büyük cararaba you ever drovesürdü from "The GreatestEn büyük MovieFilm Ever SoldSatılan,"
ya da "Satılmış En Muhteşem Film"de gördüğünüz sürdüğünüz en muhteşem araba...
03:53
the greatestEn büyük drinkiçki you've ever had, courtesynezaket of "The GreatestEn büyük MovieFilm Ever SoldSatılan."
"Satılmış En Muhteşem Film"in katkılarıyla, içtiğiniz en muhteşem içki...
03:56
XavierXavier KochharKochhar: So the ideaFikir is,
Xavier Kochhar: Yani fikriniz,
03:59
beyondötesinde just showinggösterme that brandsmarkalar are a partBölüm of your life,
markaların insanların hayatlarının bir parçası olduğunu göstermenin ötesinde,
04:01
but actuallyaslında get them to financemaliye the filmfilm? (MSMS: Get them to financemaliye the filmfilm.)
onların filmi finanse etmesini mi sağlamak? (MS: Onların filmi finanse etmesini sağlamak)
04:03
MSMS: And actuallyaslında we showgöstermek the wholebütün processsüreç of how does it work.
MS: Ve aslında tüm bu işlerin nasıl yapıldığını göstermek.
04:06
The goalhedef of this wholebütün filmfilm is transparencyşeffaflık.
Tüm bu filmin amacı şeffaflık.
04:08
You're going to see the wholebütün thing take placeyer in this moviefilm.
Bu filmde tüm işlemlerin gerçekleşmesini göreceksiniz.
04:10
So that's the wholebütün conceptkavram,
Yani bu baştan sona,
04:12
the wholebütün filmfilm, startbaşlama to finishbitiş.
tüm filmin genel düşüncesi.
04:14
And I would love for CEGCEG to help make it happenolmak.
Ve CEG'nin bunun gerçekleşmesine yardım etmesinden çok mutlu olurum.
04:16
RobertRobert FriedmanFriedman: You know it's funnykomik,
Robert Friedman: Biliyor musun, bu aslında garip,
04:18
because when I first hearduymak it,
çünkü bunu ilk duyduğumda
04:20
it is the ultimatenihai respectsaygı
aslında bu bir izleyici kitlesi için
04:22
for an audienceseyirci.
tam anlamıyla en üstün saygı gösterisi.
04:24
Guy: I don't know how receptivealıcı
Guy: Aslında insanların buna karşı
04:26
people are going to be to it, thoughgerçi.
ne kadar kavrayıcı olacaklarını bilmiyorum.
04:28
XKXK: Do you have a perspectiveperspektif --
XK: Şu bakış açısına sahip misiniz? --
04:30
I don't want to use "angleaçı" because that has a negativenegatif connotationçağrışım --
Açı kelimesini kullanmak istemiyorum çünkü olumsuz bir çağrışıma sahip --
04:32
but do you know how this is going to playoyun out? (MSMS: No ideaFikir.)
ama bunun nasıl sonuçlanacağını biliyor musunuz? (MS: Hiçbir fikrim yok)
04:34
DavidDavid CohnCohn: How much moneypara does it take to do this?
David Cohn: Bunun yapılması için ne kadar para gerekli?
04:37
MSMS: 1.5 millionmilyon. (DCDC: Okay.)
MS: 1.5 milyon $ (DC: Tamam.)
04:40
JohnJohn KamenKamen: I think that you're going to have a hardzor time meetingtoplantı with them,
John Kamen: Onlarla yapacağın toplantıda zorlanacağını düşünüyorum,
04:43
but I think it's certainlykesinlikle worthdeğer pursuingpeşinde
fakat yine de birkaç büyük, bilinen markanın
04:45
a coupleçift bigbüyük, really obviousaçık brandsmarkalar.
peşinden koşmaya değer.
04:47
XKXK: Who knowsbilir, maybe by the time your filmfilm comesgeliyor out,
XK: Kim bilebilir, belki de filminiz çıktığı sırada,
04:50
we look like a bunchDemet of blitheringKahrolası idiotssalaklar.
biz de saçma sapan konuşan ahmaklar gibi görüneceğiz.
04:52
MSMS: What do you think the responsetepki is going to be?
MS: Buna karşı yanıtların nasıl olacağını düşünüyorsunuz?
04:54
StuartStuart RuderferRuderfer: The responsesyanıt-e doğru mostlyçoğunlukla will be "no."
Stuart Ruderfer: Yanıtlar büyük çoğunluka "Hayır" olacaktır.
04:57
MSMS: But is it a toughsert sellsatmak because of the filmfilm
MS: Fakat sizce bu satış, film yüzünden mi,
04:59
or a toughsert sellsatmak because of me?
yoksa benim yüzümden mi zor bir satış?
05:01
JKJK: BothHer ikisi de.
JK: Her ikisi de.
05:03
MSMS: ... MeaningAnlamı not so optimisticiyimser.
MS: ... Pek de olumlu bir anlama gelmiyor bu.
05:05
So, sirBayım, can you help me? I need help.
Yani, bayım, bana yardım edebilir misiniz? Yardıma ihtiyacım var.
05:08
MKMK: I can help you.
MK: Size yardım edebilirim.
05:10
MSMS: Okay. (MKMK: Good.)
MS: Tamam. (MK: Güzel.)
05:12
AwesomeKorku veren.
Muhteşem.
05:14
MKMK: We'veBiz ettik gottalazım figureşekil out whichhangi brandsmarkalar.
MK: Hangi markalar olacağını belirlemeliyiz.
05:16
MSMS: Yeah. (MKMK: That's the challengemeydan okuma.)
MS: Evet. (MK: İşte bu zor kısmı.)
05:18
When you look at the people you dealanlaştık mı with ..
Görüşmekte olduğunuz insanlara baktığımızda ...
05:21
MKMK: We'veBiz ettik got some placesyerler we can go. (MSMS: Okay.)
MK: Gidebileceğimiz bazı yerler var. (MS: Tamam.)
05:23
TurnDönüş the camerakamera off.
Kamerayı kapat.
05:25
MSMS: I thought "TurnDönüş the camerakamera off"
MS: "Kamerayı kapat" deyişinin
05:27
meantdemek, "Let's have an off-the-recordKayıt dışı conversationkonuşma."
kayıt-dışı bir görüşme yapalım anlamına geldiğini düşünmüştüm.
05:29
TurnsDöner out it really meansanlamına geliyor,
Aslında anlamı gerçekte
05:31
"We want nothing to do with your moviefilm."
"Filminizin hiçbir şeyi ile alakalı olmak istemiyoruz" imiş.
05:33
MSMS: And just like that, one by one,
MS: Ve burada olduğu gibi, teker teker,
05:36
all of these companiesşirketler suddenlyaniden disappearedkayboldu.
tüm bu şirketler aniden kayboldular.
05:39
NoneHiçbiri of them wanted anything to do with this moviefilm.
Hiçbiri bu filmle alakalı bir şey yapmak istemedi.
05:42
I was amazedşaşırmış.
Şaşırmıştım.
05:44
They wanted absolutelykesinlikle nothing to do with this projectproje.
Bu proje ile ilgili kesinlikle bir şey yapmak istemiyorlardı.
05:46
And I was blownşişmiş away, because I thought the wholebütün conceptkavram, the ideaFikir of advertisingreklâm,
Hayretler içinde kalmıştım, çünkü reklamcılığın, asıl düşüncesi,
05:48
was to get your productürün out in frontön of as manyçok people as possiblemümkün,
mümkün olan en fazla kişinin önüne ürününü koymak,
05:50
to get as manyçok people to see it as possiblemümkün.
mümkün olan en fazla kişinin onu görmesini sağlamaktı.
05:53
EspeciallyÖzellikle in today'sbugünkü worldDünya,
Özellikle günümüz dünyasında,
05:55
this intersectionkesişim of newyeni mediamedya and oldeski mediamedya
yeni medya ile eski medyanın kesiştiği
05:57
and the fracturedkırık mediamedya landscapepeyzaj,
ve parçalanmış medya dünyasında
05:59
isn't the ideaFikir to get
ana fikir, mesajı topluluklara ulaştırabilecek
06:01
that newyeni buzz-worthyolmadaniçkiye deliveryteslim vehiclearaç
kulaktan kulağa yayılabilme ihtimali olan
06:03
that's going to get that messagemesaj to the masseskitleler?
yeni dağıtım aracı edinmek değil midir?
06:06
No, that's what I thought.
Hayır, bu sadece benim düşüncemdi.
06:08
But the problemsorun was, you see,
Fakat sorun şuydu, gördüğünüz gibi,
06:11
my ideaFikir had one fatalölümcül flawkusur,
fikrimin ölümcül bir hatası vardı,
06:13
and that flawkusur was this.
ve hata şuydu.
06:16
ActuallyAslında no, that was not the flawkusur whatsoeverher ne.
Hayır aslında, bu hata ya da o her neyse değildi.
06:20
That wouldn'tolmaz have been a problemsorun at all.
Bu hiç de sorun olmazdı.
06:22
This would have been fine.
Bu sorun olmazdı.
06:24
But what this imagegörüntü representstemsil was the problemsorun.
Fakat sorun, bu görüntünün temsil ettiği şeydi.
06:26
See, when you do a GoogleGoogle imagegörüntü searcharama for transparencyşeffaflık,
İşte, eğer Google'da şeffaflık (transparency) için
06:28
this is ---
görsel arama yaparsanız, bu ...
06:30
(LaughterKahkaha)
(Gülüşmeler)
06:32
(ApplauseAlkış)
(Alkışlar)
06:34
This is one of the first imagesGörüntüler that comesgeliyor up.
Bu ilk bulunan görsellerden birisi.
06:37
So I like the way you rollrulo, SergeySergey BrinBrin. No.
Evet, bu işi yapış şeklini beğeniyorum Sergey Brin! Hayır.
06:40
(LaughterKahkaha)
(Gülüşmeler)
06:43
This is was the problemsorun: transparencyşeffaflık --
Sorun buydu: Şeffaflık ...
06:47
freeücretsiz from pretenseiddiası or deceitaldatma;
yalanlar ve hilekarlıktan arınmış;
06:50
easilykolayca detectedtespit or seengörüldü throughvasitasiyla;
b: kolayca fark edilebilen ya da nedeni anlaşılabilen;
06:52
readilykolayca understoodanladım;
c: kolayca anlaşılabilen;
06:54
characterizedözelliği by visibilitygörünürlük or accessibilityulaşılabilirlik of informationbilgi,
d: özellikle iş çalışmalarını ilgilendiren
06:56
especiallyözellikle concerningilişkin business practicesuygulamaları --
ve görünürlük ile ya da bilgiye erişilebilirlik ile karakterize edilen,
06:59
that last linehat beingolmak probablymuhtemelen the biggesten büyük problemsorun.
ve bu son satır belki de en büyük problemi teşkil ediyor.
07:01
You see, we hearduymak a lot about transparencyşeffaflık these daysgünler.
Bildiğiniz gibi, son zamanlarda şeffaflık konusunda çok şey duyuyoruz.
07:04
Our politicianssiyasetçiler say it, our presidentDevlet Başkanı saysdiyor it,
Politikacılarımız onu söylüyor, başkanımız onu söylüyor,
07:07
even our CEO'sGenel Müdür'ün say it.
CEOlarımız bile onu söylüyor.
07:09
But suddenlyaniden when it comesgeliyor down to becomingolma a realitygerçeklik,
Fakat sıra bunu gerçeğe dönüştürmeye geldiğinde,
07:11
something suddenlyaniden changesdeğişiklikler.
birşey aniden değişiyor.
07:13
But why? Well, transparencyşeffaflık is scarykorkutucu --
Ama neden? Aslında, şeffaflık korkutucudur.
07:15
(RoarKükreme)
(Kükreme)
07:18
like that oddgarip, still-screamingHala çığlık bearayı.
şu garip kükreyen ayı gibi.
07:20
(LaughterKahkaha)
(Gülüşmeler)
07:23
It's unpredictableöngörülemeyen --
Tahmin edilemezdir...
07:25
(MusicMüzik)
(Müzik)
07:27
(LaughterKahkaha)
(Gülüşmeler)
07:29
like this oddgarip countryülke roadyol.
şu garip kır yolu gibi.
07:31
And it's alsoAyrıca very riskyriskli.
Ve aynı zamanda da çok risklidir.
07:34
(LaughterKahkaha)
(Gülüşmeler)
07:38
What elsebaşka is riskyriskli?
Başka neler risklidir?
07:41
EatingYeme an entiretüm bowlçanak of CoolCool WhipKırbaç.
Koca bir kase Cool Whip yemek! (Süt türevlerinden yapılan bir tür kremşanti)
07:43
(LaughterKahkaha)
(Gülüşmeler)
07:46
That's very riskyriskli.
İşte bu çok riskli!
07:51
Now when I startedbaşladı talkingkonuşma to companiesşirketler
Şirketlerle konuşmaya başladığımda
07:55
and tellingsöylüyorum them that we wanted to tell this storyÖykü,
ve onlara bu hikayeyi anlatmak istediğimizi söylediğimizde,
07:57
and they said, "No, we want you to tell a storyÖykü.
ve onlar bize "Hayır, biz senin bir hikaye anlatmanı istiyoruz.
07:59
We want you to tell a storyÖykü,
Evet biz senin bir hikaye anlatmanı istiyoruz,
08:01
but we just want to tell our storyÖykü."
ama sadece bizim hikayemizi anlatmanı istiyoruz" dediler.
08:03
See, when I was a kidçocuk
İşte, ben çocukken
08:06
and my fatherbaba would catchyakalamak me in some sortçeşit of a lieYalan --
babam beni bir tür yalan söylerken yakaladığında
08:08
and there he is givingvererek me the look he oftensık sık gaveverdi me --
- işte burada bana genelde attığı bakış buydu -
08:10
he would say, "SonOğlu, there's threeüç sidestaraf to everyher storyÖykü.
şöyle derdi, "Oğlum, her hikayenin üç türü vardır.
08:13
There's your storyÖykü,
Senin anlattığın hikaye,
08:17
there's my storyÖykü
benim anlattığım hikaye,
08:20
and there's the realgerçek storyÖykü."
ve gerçek hikaye."
08:22
Now you see, with this filmfilm, we wanted to tell the realgerçek storyÖykü.
İşte biz bu filmle gerçek hikayeyi anlatmak istedik.
08:24
But with only one companyşirket, one agencyAjans willingistekli to help me --
Fakat bana yardım etmek isteyen sadece bir şirketle, bir ajansla
08:27
and that's only because I knewbiliyordum JohnJohn BondBond and RichardRichard KirshenbaumKirshenbaum for yearsyıl --
- ve bunun da tek sebebi John Bond ve Richard Kirshenbaum'u uzun yıllardır tanıyor olmam -
08:29
I realizedgerçekleştirilen that I would have to go on my ownkendi,
Kendi başıma hareket etmem gerektiğini anladım,
08:33
I'd have to cutkesim out the middlemanaracı
ve aracıları ortadan kaldırmalı
08:35
and go to the companiesşirketler myselfkendim with all of my teamtakım.
ve tüm takımımla beraber doğrudan şirketlere gitmeliydim.
08:37
So what you suddenlyaniden startedbaşladı to realizegerçekleştirmek --
İşte bu sayede aniden anlamaya başladığımız
08:40
or what I startedbaşladı to realizegerçekleştirmek --
- ya da benim anlamaya başladığım -
08:42
is that when you startedbaşladı havingsahip olan conversationskonuşmaları with these companiesşirketler,
bu şirketlerle görüşmelere başladığımızda,
08:44
the ideaFikir of understandinganlayış your brandmarka is a universalevrensel problemsorun.
her şirketin markasını algılamasında sorun olduğunu gördüm.
08:46
(VideoVideo) MSMS: I have friendsarkadaşlar who make great bigbüyük, giantdev HollywoodHollywood filmsfilmler,
MS: Büyük, dev Hollywood filmleri yapan arkadaşlarım ve benim yaptığım gibi
08:49
and I have friendsarkadaşlar who make little independentbağımsız filmsfilmler like I make.
küçük bütçeli bağımsız filmler yapan arkadaşarım var.
08:51
And the friendsarkadaşlar of mineMayın who make bigbüyük, giantdev HollywoodHollywood moviesfilmler
Ve büyük, dev Hollywood filmleri yapan arkadaşlarım
08:54
say the reasonneden theironların filmsfilmler are so successfulbaşarılı
filmlerinin çok başarılı olmasının nedeni olarak
08:56
is because of the brandmarka partnersortaklar that they have.
filmlerinde olan marka ortaklarını söylüyorlar.
08:58
And then my friendsarkadaşlar who make smallküçük independentbağımsız filmsfilmler
Ve küçük bütçeli bağımsız film yapan arkadaşlarım da
09:00
say, "Well, how are we supposedsözde to competeyarışmak
şöyle derler, "Peki, o zaman biz
09:02
with these bigbüyük, giantdev HollywoodHollywood moviesfilmler?"
bu büyük bütçeli, dev Hollywood filmleri ile nasıl rekabet edebiliriz ki?"
09:04
And the moviefilm is calleddenilen
Ve filmin ismi
09:06
"The GreatestEn büyük MovieFilm Ever SoldSatılan."
"Satılmış En Muhteşem Film" olacak.
09:08
So how specificallyözellikle will we see BanBan in the filmfilm?
Peki biz filmde Ban'ı tam olarak nasıl göreceğiz?
09:10
Any time I'm readyhazır to go, any time I openaçık up my medicinetıp cabinetdolap,
Ne zaman evden çıkmak üzere hazırsam, ne zaman banyo dolabımı açarsam,
09:13
you will see BanBan deodorantdeodorant.
Ban deodorantını göreceksiniz.
09:16
While anytimeistediğin zaman I do an interviewröportaj with someonebirisi,
Biriyle görüşme yaptığım sırada,
09:18
I can say, "Are you freshtaze enoughyeterli for this interviewröportaj?
şöyle diyebilirim, "Bu görüşme için yeterince canlı mısınız?
09:21
Are you readyhazır? You look a little nervoussinir.
Hazır mısınız? Biraz tedirgin görünüyorsunuz.
09:24
I want to help you calmsakin down.
Sizin sakinleşmenize yardım etmek istiyorum.
09:26
So maybe you should put some one before the interviewröportaj."
Belki de görüşmeden önce şundan biraz kullanmalısınız."
09:28
So we'lliyi offerteklif one of these fabulousharika scentskokular.
Ve şu muhteşem kokulardan birini önereceğiz.
09:30
WhetherOlup olmadığı it's a "FloralÇiçek FusionFüzyon" or a "ParadiseCennet WindsRüzgarlar,"
"Floral Fusion" ya da "Paradise Winds" olabilir,
09:32
they'llacaklar have theironların chanceşans.
hepsi sunulma şansını yakalayacak.
09:34
We will have them geareddişli for bothher ikisi de maleerkek or femalekadın --
Ve önerileri erkek ve kadın için özelleştireceğiz --
09:36
solidkatı, roll-onroll-on or stickÇubuk, whateverher neyse it mayMayıs ayı be.
katı, roll-on ya da çubuk halinde, ya da her ne haldeyse.
09:39
That's the two-centiki sent tourtur.
Böylece iki sent'lik turumuzun sonuna geliyoruz.
09:42
So now I can answerCevap any of your questionssorular
Artık şimdi sizin herhangi bir sorunuz varsa cevaplandırabilirim
09:44
and give you the five-centbeş sent tourtur.
ve siz beş sent'lik tura çıkarabilirim.
09:46
KarenKaren FrankFrank: We are a smallerdaha küçük brandmarka.
Karen Frank: Biz daha küçük bir markayız.
09:48
Much like you talkedkonuştuk about beingolmak a smallerdaha küçük moviefilm,
Az önce bahsettiğiniz küçük çaplı filmlerdeki gibi,
09:50
we're very much a challengerChallenger brandmarka.
büyük markalarla rekabet içindeyiz.
09:52
So we don't have the budgetsbütçeleri that other brandsmarkalar have.
Bu yüzden diğer markaların sahip olduğu bütçelere sahip değiliz.
09:54
So doing things like this -- you know,
Ve bunun gibi bir şey yapmak -- sizin de anlayacağınız gibi
09:56
remindhatırlatmak people about BanBan --
insanlara Ban'ı hatırlatmak --
09:58
is kindtür of why were interestedilgili in it.
ilgimizi çeken şey olmuştu.
10:00
MSMS: What are the wordskelimeler that you would use to describetanımlamak BanBan?
MS: Ban'ı tanımlamak için hangi kelimeleri kullanırsınız?
10:02
BanBan is blankboş.
Ban şudur...
10:04
KFKF: That's a great questionsoru.
KF: Bu muhteşem bir soru.
10:07
(LaughterKahkaha)
(Gülüşmeler)
10:10
WomanKadın: SuperiorÇift technologyteknoloji.
Kadın: Üstün teknoloji.
10:15
MSMS: Technology'sTeknoloji not the way you want to describetanımlamak something
MS: İnsanların koltuk altlarına sürdükleri bir şeyi
10:17
somebody'sbiri var puttingkoyarak in theironların armpitkoltuk altı.
teknoloji ile tanımlamak istemezsiniz.
10:19
Man: We talk about boldcesur, freshtaze.
Erkek: Biz cesur ve canlı deriz.
10:21
I think "freshtaze" is a great wordsözcük that really spinsspin this categorykategori into the positivepozitif,
Bence "canlı" bu kategoriyi "kokuyla ve nemlilikle savaşır"a göre
10:23
versuse karşı "fightskavgalar odorkoku and wetnessıslaklık."
olumlu yönde dönüştüren çok iyi bir kelime.
10:26
It keepstutar you freshtaze.
Sizi canlı tutar.
10:28
How do we keep you fresherdaha taze longeruzun -- better freshnesstazelik,
Sizi nasıl daha uzun süre canlı tutar -- daha iyi canlılık,
10:30
more freshnesstazelik, threeüç timeszamanlar fresherdaha taze.
daha fazla canlılık, üç kat daha canlı.
10:32
Things like that that are more of that positivepozitif benefityarar.
Bunu gibi şeyler daha olumlu fayda sağlama konusunda mesaj verir.
10:34
MSMS: And that's a multi-millionMulti-milyon dollardolar corporationşirket.
MS: Ve bu konuştuğumuz şirket milyon dolarlık bir şirket.
10:38
What about me? What about a regulardüzenli guy?
Peki ya ben? Herhangi biri bunu nasıl yapardı?
10:41
I need to go talk to the man on the streetsokak,
Sokağa çıkıp orada insanlarla görüşmeliydim,
10:43
the people who are like me, the regulardüzenli JoesJoes.
benim gibi, sıradan insanlarla...
10:45
They need to tell me about my brandmarka.
Bana marka hakkında onlar bir şeyler söylemeliler.
10:47
(VideoVideo) MSMS: How would you guys describetanımlamak your brandmarka?
MS: Siz kendi markanızı nasıl tanımlardınız?
10:49
Man: UmUm, my brandmarka?
Erkek: Hım, kendi markamı mı?
10:53
I don't know.
Bilmiyorum.
10:56
I like really niceGüzel clothesçamaşırlar.
Ben gerçekten güzel giysileri severim.
10:58
WomanKadın: 80's'ler revivalRevival
Kadın: 80'lerin geri dönüşü ile
11:00
meetskarşılayan skater-punkkaykaycı serseri,
kaykaycı punk'ın birleşimi
11:02
unlessolmadıkça it's laundryÇamaşırhane day.
eğer çamaşır günü değilse tabi...
11:04
MSMS: All right, what is brandmarka GerryGerry?
MS: Peki Gerry, marka nedir?
11:06
GerryGerry: UniqueBenzersiz. (MSMS: UniqueBenzersiz.)
Gerry: Eşsiz. (MS: Eşsiz.)
11:08
Man: I guesstahmin what kindtür of genreTür, stylestil I am
Adam: Sanırım benim tarzım, stilim
11:10
would be like darkkaranlık glamorSihir.
dark glamor olur.
11:12
I like a lot of blacksiyah colorsrenkler,
Birçok siyah rengi seviyorum,
11:15
a lot of graysgriler and stuffşey like that.
birçok griler ve ona benzer şeyler.
11:17
But usuallygenellikle I have an accessoryAksesuar,
Ama genellikle, güneş gözlükleri
11:19
like sunglassesGüneş gözlüğü,
ya da kristaller ve benzer
11:21
or I like crystalkristal and things like that too.
aksesuarlarım olur, onları da seviyorum.
11:23
WomanKadın: If DanDan were a brandmarka,
Kadın: Eğer Dan bir marka olsaydı,
11:25
he mightbelki be a classicklasik convertibleüstü açık araba
o üstü açılan klasik bir
11:27
MercedesMercedes BenzBenz.
Mercedes Benz olurdu.
11:31
Man 2: The brandmarka that I am
2. Adam: Benim olduğum marka
11:33
is, I would call it casualgündelik flyuçmak.
benim deyişimle, rahat takılmaktır.
11:35
WomanKadın 2: PartBölümü hippiehippi, partBölüm yogiYogi,
Kadın 2: Bir parça hippi, bir parça yogi,
11:37
partBölüm BrooklynBrooklyn girlkız -- I don't know.
bir parça Brooklyn Kadını -- Bilmiyorum.
11:39
Man 3: I'm the petEvcil Hayvan guy.
3. Adam: Ben evcil hayvan adamıyım.
11:41
I sellsatmak petEvcil Hayvan toysoyuncaklar all over the countryülke, all over the worldDünya.
Tüm ülkeye ve dünyaya evcil hayvan oyuncakları satıyorum.
11:43
So I guesstahmin that's my brandmarka.
İşte sanırım bu benim markam.
11:45
In my warpedçarpık little industrysanayi, that's my brandmarka.
Benim küçük çarpık endüstrimde, işte bu benim markam.
11:47
Man 4: My brandmarka is FedExFedEx because I deliverteslim etmek the goodsmal.
4. Adam: Benim markam FedEx çünkü ben iyi şeyleri teslim ederim.
11:50
Man 5: FailedBaşarısız oldu writer-alcoholicYazar-alkollü brandmarka.
5. Adam: Başarısız Yazar-Alkolik Markası
11:53
Is that something?
Bu marka olur mu?
11:55
LawyerAvukat: I'm a lawyeravukat brandmarka.
Avukat: Ben bir avukat markasıyım.
11:57
TomTom: I'm TomTom.
Tom: Ben Tom'um.
12:03
MSMS: Well we can't all be brandmarka TomTom, but I do oftensık sık find myselfkendim
MS: Pekala, hepimiz Tom markası olamayız tabi, ama ben kendimi
12:06
at the intersectionkesişim of darkkaranlık glamorSihir and casualgündelik flyuçmak.
sık sık cazibeli ve rahat takılma aralığında bulmuyor değilim.
12:09
(LaughterKahkaha)
(Gülüşmeler)
12:12
And what I realizedgerçekleştirilen is I neededgerekli an expertuzman.
Ve böylece farkına vardım ki, bir uzmana ihtiyacım vardı.
12:14
I neededgerekli somebodybirisi who could get insideiçeride my headkafa,
Benim kafamın içine girebilecek,
12:16
somebodybirisi who could really help me understandanlama
ve şu söylenen "marka kişiliği" denilen şeyi
12:18
what they call your "brandmarka personalitykişilik."
anlamama yardım edecek birine ihtiyacım vardı.
12:20
And so I foundbulunan a companyşirket calleddenilen OlsonOlson ZaltmanZaltman in PittsburgPittsburg.
Ve böylece Pittsburg'da Olson Zaltman adından bir şirket buldum.
12:22
They'veOnlar ettik helpedyardım etti companiesşirketler like NestleNestle, FebrezeFebreze, HallmarkHallmark
Bu şirket Nestle, Febreze, Hallmark gibi şirketlerin
12:24
discoverkeşfetmek that brandmarka personalitykişilik.
kendi marka kişiliklerini keşfetmelerine yardımcı olmuşlar.
12:27
If they could do it for them, surelyelbette they could do it for me.
Eğer bunu onlar için yapabilmişlerse, kesinlikle bunu benim için de yapabilirlerdi.
12:29
(VideoVideo) AbigailAbigail: You broughtgetirdi your picturesresimler, right?
Abigail: Fotoğraflarınızı getirdiniz, değil mi?
12:32
MSMS: I did. The very first pictureresim
MS: Evet. İlk fotoğrafım
12:34
is a pictureresim of my familyaile.
ailemin bir fotoğrafı.
12:36
A: So tell me a little bitbit how it relatesile ilgilidir to your thoughtsdüşünceler and feelingsduygular about who you are.
A: Peki bana bunun sizin kim olduğunuz hakkındaki düşüncelerinizle ve hislerinizle nasıl bağlantılı olduğundan bahsedin.
12:38
MSMS: These are the people who shapeşekil the way I look at the worldDünya.
MS: Onlar dünyaya bakışımı şekillendiren insanlar.
12:41
A: Tell me about this worldDünya.
A: Bana bu dünyadan biraz bahsedin.
12:43
MSMS: This worldDünya? I think your worldDünya is the worldDünya that you livecanlı in --
MS: Bu dünyadan mı? Sanırım dünyanız, içinde yaşadığınız dünyadır --
12:45
like people who are around you, your friendsarkadaşlar, your familyaile,
ve etrafınızdaki insanlardır. Siz, arkadaşlarınız, aileniz,
12:48
the way you livecanlı your life, the job you do.
yaşam tarzınız, yaptığınız iş.
12:51
All those things stemmedkaynaklandığını and startedbaşladı from one placeyer,
Tüm bu şeyler bir yerde birleşti ve başladı,
12:53
and for me they stemmedkaynaklandığını and startedbaşladı with my familyaile in WestBatı VirginiaVirginia.
ve benim için bu şeyler ben ve ailemle beraber Batı Virginia'da birleşti ve başladı.
12:55
A: What's the nextSonraki one you want to talk about?
A: Bir sonraki konuşmak istediğiniz konu ne?
12:58
MSMS: The nextSonraki one: This was the besten iyi day ever.
MS: Sıradaki konu: Bu hayatımda yaşadığım en güzel gündü.
13:00
A: How does this relateilgili to your thoughtsdüşünceler and feelingsduygular about who you are?
A: Bu kim olduğunuza dair düşünceleriniz ve hisleriniz ile nasıl bağlantılı?
13:02
MSMS: It's like, who do I want to be?
MS: Bu benim olmak istediğim şey gibi.
13:04
I like things that are differentfarklı.
Farklı olan şeyleri severim.
13:06
I like things that are weirdtuhaf. I like weirdtuhaf things.
Garip olan şeyleri severim. Ben garip şeyleri severim.
13:08
A: Tell me about the "why" phaseAşama -- what does that do for us?
A: Bana "Neden" fazınızdan bahsedin -- bu bize ne yapar?
13:10
What is the machetepala? What pupapupa stageevre are you in now?
Maşat nedir? Hangi pupa evresinizdesiniz?
13:12
Why is it importantönemli to rebootyeniden doğmuş gibi? What does the redkırmızı representtemsil etmek?
Bilgisayarı tekrar başlatmak neden önemlidir? Kırmızı neyi temsil eder?
13:14
Tell me a little bitbit about that partBölüm.
Bana bu kısım hakkında birkaç şey söyleyin
13:17
... A little more about you that is not who you are.
... olmadığınız kişi hakkında biraz bilgi verir misiniz?
13:19
What are some other metamorphosesmetamorfoz that you've had?
Yaşadığınız diğer metamorfozlar nelerdi?
13:22
... Doesn't have to be fearkorku. What kindtür of rollerrulman coasterbardak altlığı are you on?
... Korku olması zorunlu değil. Şu an bindiğiniz hız treninin türü nedir?
13:24
MSMS: EEEEEEEEEEEE! (A: Thank you.) No, thank you.
MS: EEEEEE! (A: Teşekkür ederim.) Hayır, ben teşekkür ederim.
13:26
A: Thanksteşekkürler for you patiencesabır. (MSMS: Great job.)
A: Sabrınız için teşekkür ederim. (MS: Çok iyi iş çıkardınız)
13:28
A: Yeah. (MSMS: Thanksteşekkürler a lot.) All right.
A: Evet. (MS: Çok teşekkürler.) Tamam
13:30
MSMS: Yeah, I don't know what's going to come of this.
MS: Evet, bunun sonucunda ne çıkacağını bilmiyorum.
13:32
There was a wholebütün lot of crazyçılgın going on in there.
İçeride çok çılgın şeyler oldu.
13:34
LindsayLindsay ZaltmanZaltman: The first thing we saw was this ideaFikir
Lindsay Zaltman: Bizim ilk fark ettiğimiz şey
13:37
that you had two distinctfarklı, but complementarytamamlayıcı
marka kişiliğinizin iki farklı ancak birbirini tamamlayan
13:39
sidestaraf to your brandmarka personalitykişilik --
yüzü olduğuydu.
13:41
the MorganMorgan SpurlockSpurlock brandmarka is a mindfuldikkatli/playoyun brandmarka.
Morgan Spurlock markası düşünceli/eğlenceli bir marka.
13:44
Those are juxtaposedbitişik very nicelygüzelce togetherbirlikte.
Bunlar yan yana çok uyumlular.
13:47
And I think there's almostneredeyse a paradoxparadoks with those.
Ve aslında bu yüzden neredeyse bir paradoks oluşturuyorlar.
13:49
And I think some companiesşirketler
Sanırım çoğu şirket iki farklı yönlerinin
13:51
will just focusodak on one of theironların strengthsgüçlü or the other
ikisine birden odaklanmak yerine
13:53
insteadyerine of focusingodaklanma on bothher ikisi de.
sadece birine odaklanacaklardır.
13:56
MostÇoğu companiesşirketler tendeğiliminde to -- and it's humaninsan naturedoğa --
Çoğu şirket - insan doğasının bir parçası olan -
13:58
to avoidönlemek things that they're not sure of,
emin olmadıkları şeylerden, korkudan,
14:01
avoidönlemek fearkorku, those elementselementler,
ve benzer şeylerden kaçınırlar
14:03
and you really embracekucaklamak those,
ancak siz bunları gerçekten kucaklıyorsunuz
14:05
and you actuallyaslında turndönüş them into positivespozitifler for you, and it's a neattemiz thing to see.
ve onları sizin için olumlu şeylere dönüştürüyorsunuz, ve bunu görmek hoş bir şey.
14:07
What other brandsmarkalar are like that?
Hangi diğer markalar buna benziyorlar?
14:10
The first on here is the classicklasik, AppleElma.
İlk örnek marka, bu konuda klasikleşen Apple.
14:12
And you can see here too, TargetHedef, WiiWii,
Burada ayrıca Target, Wii,
14:14
MiniMini from the MiniMini CoopersCoopers, and JetBlueJetBlue.
Mini Coopers'dan Mini'yi ve JetBlue'yu da görebilirsiniz.
14:17
Now there's playfuloynak brandsmarkalar and mindfuldikkatli brandsmarkalar,
Eğlenceli markaları ve düşünceli markaları konuşuyoruz,
14:20
those things that have come and gonegitmiş,
ve tüm bu alternatiflere karşı,
14:22
but a playfuloynak, mindfuldikkatli brandmarka is a prettygüzel powerfulgüçlü thing.
eğlenceli, düşünceli bir marka oldukça güçlü bir olgudur.
14:24
MSMS: A playfuloynak, mindfuldikkatli brandmarka. What is your brandmarka?
MS: Eğlenceli, düşünceli bir marka. Sizin markanız ne?
14:27
If somebodybirisi askeddiye sordu you to describetanımlamak your brandmarka identityKimlik, your brandmarka personalitykişilik,
Eğer birisi size markanızın kimliğini, markanızın kişiliğini tanımlamanızı isteseydi,
14:29
what would you be?
cevabınız ne olurdu?
14:32
Are you an up attributenitelik? Are you something that getsalır the bloodkan flowingakan?
Canlı bir tavrınız mı var? İnsanların kanını kaynatan bir kişi misiniz?
14:34
Or are you more of a down attributenitelik?
Yoksa daha sakin bir tavrınız mı var?
14:37
Are you something that's a little more calmsakin, reservedsaklıdır, conservativemuhafazakâr?
Biraz daha sakin kalan, içine kapanık, tutucu musunuz?
14:39
Up attributesöznitelikleri are things like beingolmak playfuloynak,
Canlı tavırlar arasında eğlenceli olmak,
14:42
beingolmak freshtaze like the FreshTaze PrincePrens,
Fresh Prince (Will Smith'in oynadığı bir dizi rolü) gibi canlı olmak,
14:45
contemporaryçağdaş, adventurousmaceracı,
modern, maceracı olmak
14:48
edgysinirli or daringcesur like ErrolErrol FlynnFlynn,
Errol Flynn gibi heyecanlı ya da cesur olmak,
14:50
nimbleçevik or agileÇevik, profanesaygısız, domineeringotoriter,
atik ya da çevik, dünyevi olmak, sözünü geçirmek,
14:52
magicalbüyülü or mysticalmistik like GandalfGandalf.
Gandalf gibi büyüleyici ya da gizemli olmak vardır.
14:55
Or are you more of a down attributenitelik?
Ya da daha sakin bir tavra mı sahipsiniz?
14:57
Are you mindfuldikkatli, sophisticatedsofistike like 007?
007 gibi düşünceli, çok bilgili misiniz?
14:59
Are you establishedkurulmuş, traditionalgeleneksel, nurturingbesleyici, protectivekoruyucu,
Oprah gibi oturaklı, geleneksel, anaç, korumacı
15:01
empatheticempatik like the OprahOprah?
empati kurabilen biri misiniz?
15:04
Are you reliabledürüst, stablekararlı, familiartanıdık,
Dalai Lama ya da Yoda gibi
15:06
safekasa, securegüvenli, sacredkutsal,
güvenilir, dengeli, bilinen,
15:08
contemplativedalmış or wisebilge
güvene alan, güvende, kutsal,
15:10
like the DalaiDalay LamaLama or YodaYoda?
derin düşünceler içinde ya da bilge biri misiniz?
15:12
Over the coursekurs of this filmfilm,
Bu film sürecinde,
15:14
we had 500-plus-artı companiesşirketler
500'ün üstünde şirketle görüştük.
15:17
who were up and down companiesşirketler
Bunlardan bazıları canlı, bazıları ise daha sakin bir tavra sahipti.
15:19
sayingsöz, "no," they didn't want any partBölüm of this projectproje.
Sakin tavırda olanlar bu projeye "Hayır" dediler. Projeye katılmak istemediler.
15:21
They wanted nothing to do with this filmfilm, mainlyağırlıklı olarak because they would have no controlkontrol,
Bu proje ile ilgili hiçbir şey yapmak istemediler, bunun temel nedeni kontrol edemeyecekleri korkusuydu.
15:23
they would have no controlkontrol over the finalnihai productürün.
Son ürün hakkında kontrole sahip olamayacaklardı.
15:26
But we did get 17 brandmarka partnersortaklar
Fakat biz, o kontrolü bırakmaya istekli,
15:28
who were willingistekli to relinquishvazgeçmek that controlkontrol,
benim gibi düşünceli ve eğlenceli biriyle
15:30
who wanted to be in business
işin içinde olmak isteyen
15:32
with someonebirisi as mindfuldikkatli and as playfuloynak as myselfkendim
ve en nihayetinde bizim tek başımıza anlatmayı
15:34
and who ultimatelyen sonunda empoweredgüçlenmiş us to tell storieshikayeleri
başaramayacağımız hikayeleri anlatmak için bize güç verecek
15:37
that normallynormalde we wouldn'tolmaz be ableyapabilmek to tell --
17 şirket bulduk.
15:39
storieshikayeleri that an advertiserreklamveren would normallynormalde never get behindarkasında.
Bu hikayeler bir reklamcının öğrenemeyeceği hikayelerdi.
15:42
They enabledetkin us to tell the storyÖykü about neuromarketingneuromarketing,
Reklamlar ve aynı zamanda sinema filmleri pazarlamasında
15:45
as we got into tellingsöylüyorum the storyÖykü in this filmfilm
MRI'ların beyindeki arzu merkezlerinin
15:48
about how now they're usingkullanma MRI'sMRI'ın
hedeflenmesinde nasıl kullanıldığını
15:50
to targethedef the desirearzu etmek centersmerkezleri of your brainbeyin
anlatma işine girerek
15:52
for bothher ikisi de commercialsreklam as well as moviefilm marketingpazarlama.
bizim neuromarketing'in öyküsünü anlatmamızı sağladılar.
15:54
We wentgitti to SanSan PauloPaulo where they have bannedyasaklı outdoorAçık advertisingreklâm.
Dış mekan reklamlarının yasaklandığı San Paulo'ya gittik.
15:57
In the entiretüm cityŞehir for the pastgeçmiş fivebeş yearsyıl,
Son beş senedir şehirde
16:00
there's no billboardsreklam panoları, there's no postersafişler, there's no flyersel ilanları, nothing.
ne billboard, ne poster, ne de el ilanları var. Hiçbir şey yok.
16:02
(ApplauseAlkış)
(Alkışlar)
16:05
And we wentgitti to schoolokul districtsİlçeler
Amerika'da şirketlerin günümüzde erişmeye çalıştıkları
16:07
where now companiesşirketler are makingyapma theironların way
para sıkıntısı olan
16:09
into cash-strappednakit sıkıntısı çeken schoolsokullar all acrosskarşısında AmericaAmerika.
okullara gittik.
16:11
What's incredibleinanılmaz for me is the projectsprojeler that I've gottenkazanılmış the mostçoğu feedbackgeri bildirim out of,
Benim için inanılmaz olan şu ki, içinden en çok geri dönüş aldığım
16:14
or I've had the mostçoğu successbaşarı in,
ya da en büyük başarılara ulaştığım projeler
16:17
are onesolanlar where I've interactedetkileşim with things directlydirekt olarak.
doğrudan etkileşime girdiklerim oldu.
16:19
And that's what these brandsmarkalar did.
Ve bu şirketler de
16:21
They cutkesim out the middlemanaracı, they cutkesim out theironların agenciesajanslar
aracıları ortadan kaldırdılar, ajanslarını ortadan kaldırdılar
16:23
and said, "Maybe these agenciesajanslar
ve şöyle dediler
16:25
don't have my besten iyi interestfaiz in mindus.
"Belki de bu ajanslar benim için en iyi olanı düşünmüyorlar"
16:27
I'm going to dealanlaştık mı directlydirekt olarak with the artistsanatçı.
Sanatçıyla ben doğrudan görüşeceğim.
16:29
I'm going to work with him to createyaratmak something differentfarklı,
Onunla değişik bir şey,
16:31
something that's going to get people thinkingdüşünme,
insanları düşünmeye sevk edecek bir şey yaratacağım
16:33
that's going to challengemeydan okuma the way we look at the worldDünya."
ve bu dünyaya bakış tarzımızı sorgulayacak.
16:35
And how has that been for them? Has it been successfulbaşarılı?
Peki bu zamana kadar bu yaklaşım nasıl sonuçlar verdi? Başarılı oldu mu?
16:37
Well, sincedan beri the filmfilm premieredİlk seslendirilişi: at the SundanceSundance FilmFilm FestivalFestivali, let's take a look.
Artık filmimiz Sundance Film Festivali'nde gösterime girdiğine göre bir göz atabiliriz.
16:39
AccordingAccording to BurrellesBurrelles, the moviefilm premieredİlk seslendirilişi: in JanuaryOcak,
Burrelles'e göre film Ocak'ta prömiyerini yaptı,
16:42
and sincedan beri then -- and this isn't even the wholebütün thing --
ve o zamandan beri - ve bu tüm olayın sadece küçük bir parçası -
16:45
we'vebiz ettik had 900 millionmilyon mediamedya impressionsizlenimler for this filmfilm.
film hakkında 900 milyon medya gösterimi aldık.
16:47
That's literallyharfi harfine coveringkapsayan just like a two and a half-weekyarı-hafta perioddönem.
Bu kelimenin tam anlamıyla iki buçuk haftalık bir zamanın tümünün kaplanması demek.
16:50
That's only onlineinternet üzerinden -- no printbaskı, no TVTV.
Bunlar sadece dijital ortamdaki veriler -- Basılı yayın ya da TV dahil değil --
16:52
The filmfilm hasn'tdeğil sahiptir even been distributeddağıtılmış yethenüz.
Film'in dağıtımına daha başlanmadı bile.
16:54
It's not even onlineinternet üzerinden. It's not even streamingyayın Akışı.
Film dijital ortamda yayınlanmış değil. Hiç bir yayın söz konusu değil.
16:56
It's not even been out into other foreignyabancı countriesülkeler yethenüz.
Ve henüz yabancı ülkelere gönderilmedi bile.
16:58
So ultimatelyen sonunda,
Yani sonuç olarak
17:01
this filmfilm has alreadyzaten startedbaşladı to gainkazanç a lot of momentummoment.
bu film şimdiden momentum kazanmaya başladı bile.
17:03
And not badkötü for a projectproje that almostneredeyse everyher adilan agencyAjans we talkedkonuştuk to
Ve hiç de kötü bir proje değil, konuştuğumuz neredeyse tüm reklam ajansları
17:06
advisedtavsiye theironların clientsistemciler not to take partBölüm.
müşterilerine bu projede yer almamalarını tavsiye etti.
17:09
What I always believe
Benim her zaman inandığım bir şey vardır.
17:11
is that if you take chancesşansı, if you take risksriskler,
O da şudur ki, eğer şansınızı denerseniz, eğer risk alırsanız
17:13
that in those risksriskler will come opportunityfırsat.
bu risklerden fırsatlar doğacaktır.
17:15
I believe that when you pushit people away from that,
Şuna inanıyorum ki, eğer insanları bundan uzaklaştırırsanız,
17:18
you're pushingitme them more towardskarşı failurebaşarısızlık.
insanları aslında başarısızlığa doğru yönlendirirsiniz.
17:20
I believe that when you traintren your employeesçalışanlar to be riskrisk aversehoşlanmıyorsunuz,
İnanıyorum ki, çalışanlarınızı risklerden kaçınacak şekilde eğitirseniz,
17:22
then you're preparinghazırlamak your wholebütün companyşirket
bu sayede aslında tüm şirketi
17:25
to be rewardödül challengedmeydan.
ödüllerle sınanmaya hazırlarsınız.
17:27
I feel like that what has to happenolmak movinghareketli forwardileri
Hissettiğim şu ki, ilerlemek için gerekli olan şey
17:29
is we need to encourageteşvik etmek people to take risksriskler.
insanları risk almaya cesaretlendirmektir.
17:31
We need to encourageteşvik etmek people to not be afraidkorkmuş
İnsanları onları korkutabilecek fırsatlardan
17:34
of opportunitiesfırsatlar that mayMayıs ayı scarekorkutmak them.
korkmamaya cesaretlendirmeliyiz.
17:36
UltimatelySonuçta, movinghareketli forwardileri,
En nihayetinde, devam edersek,
17:38
I think we have to embracekucaklamak fearkorku.
sanırım korkuyu kucaklamalıyız.
17:40
We'veBiz ettik got to put that bearayı in a cagekafes.
İşte bu ayıyı kafese koymalıyız!
17:42
(LaughterKahkaha)
(Gülüşmeler)
17:44
EmbraceKucaklama fearkorku. EmbraceKucaklama riskrisk.
Korkuyu kucaklayın. Riski kucaklayın.
17:51
One bigbüyük spoonfulkaşık at a time, we have to embracekucaklamak riskrisk.
Her seferinde birer kaşık alarak, riski kucaklamalıyız.
17:54
And ultimatelyen sonunda, we have to embracekucaklamak transparencyşeffaflık.
Ve en son olarak da, şeffaflığı benimsemeliyiz.
17:57
TodayBugün, more than ever,
Bugün, birazcık samimiyet,
18:01
a little honestyDürüstlük is going to go a long way.
daha önce olmadığı kadar büyük etki yaratacak.
18:03
And that beingolmak said, throughvasitasiyla honestyDürüstlük and transparencyşeffaflık,
Ve sonuç olarak, samimiyet ve şeffaflık ile,
18:05
my entiretüm talk, "EmbraceKucaklama TransparencyŞeffaflık,"
tüm bu konuşmam "Şeffaflığı Kucaklayın"
18:08
has been broughtgetirdi to you
sizlere
18:11
by my good friendsarkadaşlar at EMCEMC,
ebay'den isim haklarını
18:13
who for $7,100
$7,100'e satın alan,
18:16
boughtsatın the namingadlandırma rightshaklar on eBayeBay.
EMC'deki iyi arkadaşlarım tarafından sunuldu.
18:18
(ApplauseAlkış)
(Alkışlar)
18:20
EMCEMC: TurningDönüm bigbüyük dataveri
EMC: Büyük Verileri
18:29
into bigbüyük opportunityfırsat
Dünya Çapında Tüm Organizasyonlar için
18:32
for organizationsorganizasyonlar all over the worldDünya.
Büyük Fırsatlara Dönüştürüyor.
18:34
EMCEMC presentshediyeler: "EmbraceKucaklama TransparencyŞeffaflık."
EMC "Şeffaflığı Kucaklayın"ı Sunar.
18:36
Thank you very much, guys.
Çok teşekkürler çocuklar.
18:39
(ApplauseAlkış)
(Alkışlar)
18:41
JuneHaziran CohenCohen: So, MorganMorgan,
Juna Cohen: Peki söyle Morgan,
18:54
in the nameisim of transparencyşeffaflık,
şeffaflık adına soruyorum
18:57
what exactlykesinlikle happenedolmuş to that $7,100?
şu $7,100'a ne oldu?
18:59
MSMS: That is a fantasticfantastik questionsoru.
MS: Bu muhteşem bir soru.
19:01
I have in my pocketcep a checkKontrol
Şu anda cebimde
19:04
madeyapılmış out to the parentebeveyn organizationorganizasyon to the TEDTED organizationorganizasyon,
TED organizasyonunun sahibi organizasyon
19:07
the SaplingFidan FoundationVakfı --
Sapling Foundation'a yazılmış
19:09
a checkKontrol for $7,100
ve gelecek yılki TED'e katılmam için kullanılacak
19:11
to be applieduygulamalı towardkarşı my attendancekatılım for nextSonraki year'syılın TEDTED.
$7,100 değerinde bir çek var.
19:13
(LaughterKahkaha)
(Gülüşmeler)
19:16
(ApplauseAlkış)
(Alkışlar)
19:18
Translated by Halil Gokhan Aydin
Reviewed by Sancak Gülgen

▲Back to top

About the speaker:

Morgan Spurlock - Filmmaker
Morgan Spurlock makes documentary film and TV that is personal, political -- and, above all, deeply empathetic.

Why you should listen

Though it was as high-concept as any reality-TV show, Morgan Spurlock's 2004 film Super Size Me was something else entirely: a critique of modern fast-feeding, wrapped in the personal story of a charming, curious host. And "host" can be taken literally: eating only McDonald's for 30 days straight, Spurlock went into a shocking physical and emotional decline, showing via his own body the truth about junk food. After this Oscar-nominated doc came Spurlock's three-seasons-long unscripted TV show, 30 Days, based on another lifehack: Send a person to live, for 30 days, inside another worldview. Stories from 30 Days are human, engaging, surprising: An anti-immigrant activist warms to a tight-knit family of border-crossers; an outsourced US engineer meets the Indian engineer who holds his old job; a former pro football player spends 30 days navigating the world in a wheelchair.

In 2008, Spurlock released Where in the World Is Osama Bin Laden?, about his months-long trek through Afghanistan, Saudi Arabia, Egypt, Israel, Palestine ... following leads and interviewing people along the way. (In an interview, he guessed he got within 50 miles of Osama before winding up the hunt.) He was also part of a group-filmed version of Freakonomics. He wrote a book about his fast-food odyssey, called Don't Eat This Book -- while his wife, vegan chef Alex Jamieson, wrote a bestseller about the eight-week cleansing diet she put Spurlock on after he got supersized.

His latest film, The Greatest Movie Ever Sold, dives into the mysterious world of brand sponsorship, a major influence on how pop culture is developed and shared. Almost totally sponsored itself, the film was the first to be sold at Sundance 2011, and, it's said, made a profit before it even opened. The film debuts in US theaters on April 22, 2011.

 

More profile about the speaker
Morgan Spurlock | Speaker | TED.com